Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülen ve daha sonra geri çekilen İklim Değişikliği Kanunu Taslağı, Türkiye’nin de onayladığı Küresel Isınma ile ilgili yaptırımlar içeren Paris Sözleşmesine yönelik iyileştirmeler ve yaptırımlar içermektedir. Kanunun amacında; iklim değişikliğiyle mücadelede sera gazı emisyonlarının azaltılmasını, iklim değişikliğine uyumu ve bu hususlara yönelik planlama ve uygulama araçlarını düzenlemek olarak belirtilmektedir.
NASA'nın (Amerikan Ulusal Hava ve Uzay Ajansı) yaptığı bir araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi ve etkili tedbirler alınmaması halinde, Türkiye'nin büyük bir bölümü 2040 yılında çöl olacağını iddia edilmektedir. Türkiye şartlarında genel olarak yağmur ve kar yağışlarının azalması, hava sıcaklıklarının ve buharlaşmanın artması, sıcak hava dalgalarının ve kuraklık olaylarının sıklığı ve uzunluğu önemli iklimsel değişimlerin olması kamuoyunda Türkiye’nin de iklim değişikliğinden olumsuz etkileneceği yönünde kaygıları önemli boyutlarda artırmıştır. Küresel ısınmanın bir sebebi olarak görülen enterik metan üretiminin sınırlandırılması tüm dünyada geleceğin Ar-Ge konuları arasında gösterilmektedir. Türkiye’nin de imzaladığı Paris Sözleşmesi bu konuya özel bir önem vermektedir. Paris Sözleşmesi, iklim krizinin önüne geçmek amacıyla 197 ülkenin ortak hareket etmeleri gerektiğini kabul ettikleri uluslararası bir anlaşmadır. İklim krizinin önüne geçmek için küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2 C °derece ile sınırlandırmak, mümkünse 1,5 °C derecenin altında tutmayı amaçlamaktadır.
İklim değişikliği tehditlerinin temel sebebinin atmosferde biriken ve sera etkisi yaratan sera gazları olmasından kaynaklandığı bildirilmektedir. FAO (2019, 2022) tarafından küresel etkiler bakımından metan gazının CO2’ye göre çok daha fazla etkili olduğunu bildirmiştir. Türkiye şartlarında tarım kaynaklı sera gazları emisyonunun toplam emisyondaki payının %14 olduğu ve bununda %47.3’ünün hayvancılıkla ilişkili enterik, %12.4’ünün de gübre kaynaklı metan üretiminden kaynaklandığı belirtilmiştir. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi süt sığırlarının yılda hayvan başına 82.1 kg, diğer sığırlarında 48 kg, koyun için 5 kg metan ürettiği hesaplanabileceğini belirtmiştir.
Dünyada son yıllarda artan küresel ısınmayı azaltmak için alınan önlemler kapsamında İklim Değişikliği Kanunu Taslağında, başta enerji, sanayi, taşımacılık ile birlikte tarımı da kapsayan ilgili maddeler bulunmaktadır. Bu kanunda tarım ile ilgili maddelere ve özellikle hayvancılığa az yer verilmiştir. Ancak kanun yürürlüğe girdikten sonra tarım ve hayvancılık alanında da yaptırımlar söz konusu olabilecektir. Kanun yürürlüğe girdikten sonra ülkemizdeki hayvansal üretimi ve özellikle hayvan yetiştiricilerini sıkıntıya sokmamak için gerekli maddelerin şimdiden veya ilgili yönetmeliklerde göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Örneğin sığır sayısı daha az olan küçük ve orta büyüklükteki işletmeler ile koyun ve keçi işletmeleri bu uygulamalardan muaf tutulmalıdır.
Küresel ısınmayı azaltmak için hazırlanan iklim yasası yalnız karbondioksit vb emisyon gazların üretimi ve geviş getiren hayvanların (ruminantların) ürettiği metan gazı ile sınırlı kalmamalıdır. Çünkü küresel ısınma bu karbondioksit ve metan gazı üretimi dışında kuraklık ve birçok hayvan hastalığını ve zoonoz hastalığı da artırmaktadır. Bu nedenle konu hakkındaki ayrıntılı görüşlerimiz aşağıda sunulmaktadır:
Yaşanan küresel iklim değişikliği ile ilgili olarak son yıllarda bunun sebepleri arasında ruminantların ve özellikle sığırların çıkardığı metan gazı da sorumlu tutulmaktadır. Ruminantlar ve özellikle sığırlar geğirme (ruktus) sırasında metan gazı çıkarmaktadırlar. Ancak son 10-15 yıldır küresel iklim değişikliğinin en önde gelen nedeni sığırlar mıdır? Bu konunun öncelikle sığır varlığındaki artış rakamları ile birlikte değerlendirilmesinde yarar vardır.
| Hayvan Türü | 1980 yılı | 2023 yılı | Değişim %’si |
|---|---|---|---|
| Sığır | 1.217.018.000 | 1.575.773.000 | 29,47 |
| Koyun-Keçi | 1.562.997.000 | 2.451.054.000 | 56,81 |
Dünyada en çok sığırın bulunduğu beş ülkedeki sığır sayıları sırasıyla; Brezilya 238,6 milyon, Hindistan 194,5 milyon, ABD 88,8 milyon, Çin 73.5 milyon ve Etiyopya 70.9 milyon olup dünyadaki toplam sığır varlığının yaklaşık % 42’sini oluşturmaktadır.
Dünya nüfusu 1980 yılında 4,43 milyar iken, 2023 yılında 8.06 milyara ulaşmış ve dünya nüfusu % 81.94 oranında artmıştır.
Tabloda görüldüğü gibi dünyada son 43 yılda sığır varlığı %29,47, koyun-keçi varlığı ise %56,81 artmıştır. Sığırcılıkta özellikle ABD ve Avrupa ülkelerinde entansif yetiştiricilik daha fazla iken, koyun ve keçiler daha çok meraya dayalı yetiştirilmektedir. Özellikle sığırlar entansif yetiştirme ile daha fazla metan gazı üretmesi ile suçlanmaktadır. Entansif yetiştirmenin en büyük alanı süt sığırcılığındadır. Dünyada süt üretimi 1980 yılında 465.819.000 ton iken, 2023 yılında 910.964.000 ton süt üretilmiş ve süt üretimi %95.56 oranında artmıştır. Bu sütünde de yaklaşık %85-90’ı ineklerden elde edilmektedir. Sığır sayısındaki %29,47’lik artışa rağmen süt veriminin %95,56 oranında artmasında daha yüksek verimli sığır yetiştiriciliğin artmasıyla bu sığırların daha fazla beslenmeleri söz konusudur. Ancak süt verimindeki artış yalnız fazla yem tüketmelerinden değil, kültür ırkı sütçü ineklerin artması ve genetik ilerlemenin sağlanmasıyla oluşmaktadır. Bunlar yapılmasa artan nüfusun süt ve süt ürünlerine ihtiyacının karşılanması için çok daha fazla hayvan beslemek gerekir. Böylece daha fazla beslenen sığırdan daha çok metan gazı üretimi olacaktır. Ayrıca gelişen bilgi, teknoloji ve veteriner hekimlik hizmetleri ile hastalıkların ve özellikle subklinik hastalıkların azaltılmasıyla verim artmaktadır. Metan gazını artırmamak için kötü kaliteli kaba yem yerine, kaliteli kaba yemle birlikte nişasta ve yağlarla hayvanın gereksinimlerinin karşılanması gerekir.
| Hayvan Türü | 1980 yılı | 2023 yılı | Değişim %’si |
|---|---|---|---|
| Sığır | 15.567.000 | 16.421.000 | 5,48 |
| Koyun | 46.026.000 | 42.060.000 | -8,61 |
| Keçi | 18.775.000 | 10.303.000 | -45,12 |
Türkiye’nin 1980 yılında nüfusu 45,41 milyon iken, 2023 yılında 85,33 milyon olmuş ve nüfusu %87,91 oranında artmıştır. Aynı dönemlerde sığır sayısı yalnız %5,48 artmış, buna rağmen koyun sayısı %8, 61 ve keçi sayısı %45,12 oranında azalmıştır. Görüldüğü gibi hayvan varlığımız sığırda küçük oranda artarken, koyun ve özellikle keçi sayımız azalma göstermektedir. Ülkemizde 2023 yılında toplam 21.481.567 ton süt üretilirken bu miktarın 19.961.908 tonu sığırlardan elde edilmiştir. Ülkemizdeki süt üretiminin dünyadaki üretime paralel olarak olduğu görülmektedir. Nitekim, Türkiye’de 1991 yılında sığır varlığımızın %10’u kültür ırkı sığır ve % 34’ü kültür melezi iken; 2023 yılında sığırların %49,14’ü kültür ve %44,48’i kültür melezleridir. Son yıllardaki süt üretimleri Türkiye’nin süt ihtiyacını karşılamakta, ancak et ihtiyacını karşılamamaktadır. 1980 yılına göre artan nüfus ile birlikte son 15 yıldır turist ve göçmen sayısındaki artışı da göz önünde bulundurmak gerekir.
Dünyada son 40 yılda sığır sayısındaki artış yaklaşık %30 oranında iken, nüfus artışı yaklaşık %82 oranında olmuştur. Artan dünya nüfusu ile birlikte sanayileşme, enerjide fosil yakıt kullanımı ve ulaşımdaki artış hayvan varlığı artışı ile kıyaslanmayacak düzeydedir. Son yıllardaki artan orman yangınları da kaygı vericidir.
Küresel iklim değişimi sonucu 30-35 yıl öncesi Kahire’nin iklimi şu an Antalya’ya (200-250 km kuzeye) ulaşmıştır. Dünya 1.5°C sıcaklık artışı maksimum hedef olarak kabul etmesine rağmen bu eşik aşılmak üzeredir. Özellikle vektör hastalıkları ve zoonozlar kış ısınmaları sonucu biyolojilerine aralıksız devam eder hale gelmiş ve ciddi tehdit olmaya başlamıştır. Vektörler doğal hayatta kendi sahip olduğu döngüsünde yol alırken çevre ve/veya insan müdahalesi tüm dengeleri değiştirir. Bu da, zoonozları ve epidemileri oluşturmaktadır. Değişen doğal denge insan ve hayvan hareketleri ile kırsal ve ülkeler arası ilişkinin artması hastalıkların yayılımını ciddi olarak arttırmaktır. Dünya Sağlık Örgütüne göre hastalıkların %61’i zoonoz karakterde olup, her yıl bulunan 5 yeni hastalığın 3’ü zoonozdur. İnsan ve hayvan sağlığı dolaylı olarak etkileyen tarımsal ve hayvansal zararlıların yılda en az 3 km kuzeye doğru göç ettikleri, hayvansal ve insan gıda kaynaklarında patojenik mantar türevleri ve ikincil toksik metabolitlerinin yaygınlaştığı, çiftlik hayvanlarında üreme ve süt verimi performanslarının azaldığı ve hatta sıcak aylarda süt veriminin azaldığı ve gebelik oranlarının %12-15 kadar düştüğü görülmektedir.
Dünya sistematiğinde yeri belirlenen canlıların %90’den fazlasını artropodlar oluşturmakta ve bunun %60’dan fazlasını insektalar (böcekler) oluşturmaktadır. Hastalıkların yerleşmesinde insan ve hayvanlarda risk giderek büyümektedir. Örneğin Visceral leishmaniose’da Akdeniz havzasında köpek ciddi bir rezervuar konak olmasına rağmen Hindistan’da bu rolü insan yüklenmiştir. Bu nedenle tek sağlık konsepti gelişmiş ülkelerde ortaya atılmış çevre, insan ve hayvanlarda biyogüvenlik önemli duruma gelmiştir. Özellikle son yıllarda bazı ektoparazitlerin ilkbahar- yaz aktiviteli olarak bilinmesine karşın giderek geç sonbahar- kış aktiviteli yıl boyu görülmesi iklimsel ısınmanın artropodlara uygun hale geldiğinin göstergesidir.
Vektörler birçok bakteriyel enfeksiyonu konaklara taşırlar, bunlar; Lyme borreliosis, Veba, Tularemi gibi dünyayı ciddi etkileyen epidemilere sebep olmakta, aynı zamanda konakta açtıkları yaralarla sekonder bakteriyel enfeksiyona neden olurlar. Aynı şekide malaria, kan parazitleri (Babesia, Theileria, Hepatozoon, vb) ve filariosis etkenleri (Diroflaria, Dipatolenema, Filaroides) gibi birçok parazitin yayılımına neden olmaktadırlar.
Arboviruslar (arthropoda ile nakledilen virüsler) en az 5 farklı familyadaki (Togaviridae, Flaviviridae, Bunyaviridae, Reoviridae, Rhabdoviridae) viruslar, artropodlar tarafından nakledilir. Arboviruslar, omurgalıları enfekte ederek Mavi dil, Schmallenberg, Lumpy skin disease (LSD), Üç gün hastalığı gibi çiftlik hayvanlarını etkileyen hastalıklar kuzey ülkelerine doğru yayılım göstermektedir. Olay yalnız hayvan hastalıkları ile sınırları kalmayıp Kuş gribi, Covid19, SARS, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, KKKA, Dengue, Leishmaniasis, Batı Nil humması, Zika gibi zoonoz hastalıklar olarak ta karşımıza çıkmaktadır.